26 Temmuz 2017 Çarşamba

Şimdi Demokrasi Şöleni Zamanı


Şimdi Demokrasi Şöleni Zamanı 
Fındıklı CHP İlçe Örgütümüz, delege seçimlerinden önce bilgilendirme toplantıları yapacağını ve tüm köy ve mahallelerde üyelerin önüne sandık koyma kararlılığında olduğunu açıkladı.

“Parti Tüzüğü”nün emrettiği, Genel Başkanımızın da yakından takip ettiği üyelerimizin önüne sandığı getirme çabasının tüm il ve ilçe örgütlerimizde de uygulanacağından kuşkumuz yok.

“Hak, Hukuk, Adalet” için yollara düşen Partimizin, Türkiye’nin dört bir yanında, üyelerinin önüne sandığı getirerek seçme ve seçilme hakkını kullanmasını sağlaması demokrasimiz adına büyük bir kazanımdır.

Biz, üyelerinden sandığı kaçıran değil, parti içi demokrasiyi hayata geçiren, diğer siyasi partilere de örnek olacak bir anlayışın öncüleriyiz.

Delege seçimlerini demokrasi şölenine dönüştürerek, örnek bir çabanın içine giren, Fındıklı CHP İlçe örgütümüze ve emeği geçen herkese sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.

Şimdi demokrasiyi hayata geçirme zamanıdır. Tüm üyelerimizi demokrasi şöleninde seçme ve seçilme haklarını kullanmaya davet ediyoruz.

Yıldırım Kaya
CHP Parti Meclisi Üyesi
26 Temmuz 2017



24 Temmuz 2017 Pazartesi

Lozan emperyalizme karşı kazanılan diplomatik zaferdir

Lozan Barış Antlaşmasının 94. yıldönümünde, Ayvalık Cumhuriyet Meydanı'nda yaptığımız anma töreninde, Atatürk büstüne çelenk koyarak saygı duruşunda bulunduk. Törene; CHP İlçe Başkanımız Ahmet Töker, Belediye Başkanımız Rahmi Gençer ve çok sayıda vatandaşımız katıldı.


Lozan emperyalizme karşı kazanılan diplomatik zaferdir
“Lozan Barış Antlaşması” emperyalizme karşı kazanılan Kurtuluş Savaşı sonunda 24 Temmuz 1923’te imzalanan diplomatik zaferin adıdır. Bu tarih aynı zamanda emperyalistlerin Anadolu’yu aralarında paylaştığı “Sevr Antlaşması”nın yırtılıp çöpe atıldığı tarihtir.

1. Dünya Savaşından yenik çıkan Osmanlı İmparatorluğu, 10 Ağustos 1920'de imzalanan “Sevr Antlaşması” ile emperyalist ülkeler arasında paylaşıldı.

TBMM’nin milletin bağımsızlığını ortadan kaldıran “paylaşım” antlaşmasına tepkisi çok sert oldu. İstanbul hükümetinin onayı ile imzalanan “Sevr Antlaşmasını” tanımadığını açıklayarak, imzacılar ve onaylayanları vatan haini ilan etti.

Anadolu’nun paylaşım antlaşması halk arasında asla kabul görmedi. Kenetlenen halk, emperyalistlere verilecek tek bir karış toprağın olmadığını kazanılan zaferlerle tüm dünyaya gösterdi.

Anadolu halkı, Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları öncülüğünde İşgal edilmiş, parçalanıp, bölünmüş bir ülkeden özgür bir vatan yarattı. Dişiyle, tırnağıyla kazandığı zaferlerle bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerini attı. Kazanılan zaferleri “Lozan Barış Antlaşması” ile taçlandırıp özgür dünyanın bir parçası oldu.

O gün “Sevr Antlaşmasını” imzalayan zihniyet, bugün de “Sevr” özlemiyle, kazanılan zaferlerimizi yok sayma gafleti içindedir. Onlara söylenecek tek sözümüz var; “O gün emperyalistlerle birlikte kazanamadığınızı, bugün de, yarın da kazanamayacaksınız.”

Başta Cumhuriyetimizin Kurucusu Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, cephede gösterdiği başarısını diploması masasında da gösteren, Lozan müzakerelerini üstün yetenek ve dehasıyla yürütüp “Lozan Barış Antlaşması”nı imzalayan İsmet İnönü’yü, tüm şehit ve gazilerimizi saygı ve minnetle anıyorum.

Yıldırım Kaya
CHP Parti Meclisi Üyesi
24 Temmuz 2017 /Balıkesir-Ayvalık








“Milli” Eğitimden “Dinsel” Eğitime

“Milli” Eğitimden “Dinsel” Eğitime
AKP 15 yıllık iktidarında, milli eğitim eliyle “kindar ve dindar nesil” yetiştirme projesini adım adım hayata geçirdi. Cemaatlerle işbirliği yaparak “laik, demokratik, bilimsel” eğitim sisteminden uzaklaştı. OHAL sürecinde o kadar ileri gitti ki “cihat” konusu artık zorunlu ders olarak çocuklarımıza öğretilecek.

12 Eylül darbesi “laik, demokratik, bilimsel” eğitime en büyük darbeyi vurmuştu. Darbeciler, “laik, demokratik, bilimsel” eğitimden uzaklaşan, Türk-İslam sentezini dayatan, cemaatlerin önünü açan politikaları uygulamaya sokmuştu.

Son 15 yılda 12 Eylül darbe hukukunu harfiyen uygulayan AKP, devleti cemaatler arasında paylaştırdı. Eğitimi cemaatlere teslim ederek “laik, demokratik, bilimsel” eğitimi bitirme noktasına getirdi.

Artık cemaatler bakanların atanmasında, görevden alınmasında etkin rol oynuyor. Valiler cemaatlerin etkin isimleri arasından seçiliyor. FETÖ’cüleri temizliyoruz yalanıyla, ihraç edilen muhaliflerden boşalan makamlara da diğer cemaatlerin üyeleri yerleştiriliyor.

“Aynı menzile farklı yollardan yürüyoruz” dedikleri, “cemaat adı altında” örgütlenen FETÖ/PDY, devleti tümüyle teslim almak için darbe yapmaya kalkıştı. 250 vatandaşımızı katletti.

15 Temmuz “kontrollü” darbe sürecinden sonra da hedefte yine “laik, demokratik, bilimsel” eğitim sistemi var. 20 Temmuz sivil darbesiyle OHAL ilan eden AKP, milli eğitimde de kapsamlı değişiklikler yaptı. Atatürk’ün adı, ilkeleri, din ve ibadet hakkındaki söylemleri müfredattan çıkartılıp, azaltılırken, “cihat” konusu 'İslam Dininde Temel İbadetler” konusuna sokuldu. “Cihat” artık, “Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi” derslerinde çocuklarımıza zorunlu olarak öğretilecek. “Tekbir” ve “Zikir” konuları da yeni müfredatta öğretilecek konular arasına girdi.

Milli Eğitim Bakanlığı’nda artık cemaatlerin sözü geçiyor. Çocuklarımızın beyinleri cemaat üyelerinin sinsi planları doğrultusunda şekilleniyor.

Atatürk’ün “Yurtta barış dünyada barış” sözünün yerine din adına savaşmayı, öldürmeyi öğreten “cihat” konusunu zorunlu olarak çocuklarımıza öğretecekler.

Eğitimin dini kurallara göre verilemeyeceğini, devletin dini kurallara göre yönetilemeyeceğini, insanların inançlarına göre ayrılamayacağını, din derslerinin zorunlu olamayacağını… Bütün bunları yok sayarsak sonumuzun felaket olacağını bilmemiz gerekiyor.

Eğitimin gelişen bilime, teknolojiye ve ihtiyaçlara göre planlanması gerektiğini, devletin değişmez kurallarla yönetilemeyeceğini, çağa, bilime, gelişim ve değişimlere uyum sağlaması gerektiğini kabul eden ülkeler refah ve barış içinde yaşıyor. Bu gerçeğe sırtını dönen ülkelerin insanları hala savaşlarla birbirini katlediyor, açlık ve sefalet içinde…

Din ve mezhep savaşlarının en kanlı örneklerini gördüğümüz Ortadoğu halkları acı içinde. Aynı dine mensup insanlar birbirinin camisini bombalayarak katliamlar yapıyor. Hala insanlar kendi inandıklarını başkalarına zorla kabul ettirmeye çalışıyor. Farklı inançlara en küçük tahammül saygı, hoşgörü yok...

Tehlikenin farkında mıyız? Çocuklarımızı nasıl bir tehlikenin beklediğini hayal edebiliyor muyuz? Yakın bir gelecekte dinini yayma adına insanlarımızın birbirini öldürmesi, kesmesi doğal mı karşılanacak?

Dini inancı uğruna insan öldürmeyi öğreten bir eğitim sisteminin bizleri götüreceği yer “Ortaçağ” karanlığıdır.

Oysaki Anadolu Müslümanlığı bize hoşgörüyü, barışı, kardeşliği, paylaşmayı, farklı olana saygı ve sevgiyi öğretir. Bunlar Anadolu Müslümanlığının hoşgörü kültürünü yok etmek istiyorlar.

Mevlana’nın dediği gibi; “Beri gel, daha beri, daha beri. Bu yol vuruculuk nereye dek böyle? Bu hır gür, bu savaş nereye dek? Sen bensin işte, ben senim işte. Ne diye bu direnme böyIe, ne diye? Ne diye aydınlıktan kaçar aydınlık, ne diye? …”

Bu proje Laik, Demokratik Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkma projesidir. Cumhuriyet düşmanları, “laik, demokratik, bilimsel” eğitimi yok ederek hedeflerine ulaşma gayreti içindedir.

Bu gidişata dur demeliyiz!
Dur demekle yetinmemeli durdurmalıyız!
Yoksa hepimizin felaketi olur…

Yıldırım Kaya
CHP Parti Meclisi Üyesi
24 Temmuz 2017



22 Temmuz 2017 Cumartesi

Nice Kemaller Var Daha Yürüyecek



Nice Kemaller Var Daha Yürüyecek
Sanki karanlık bir bulut çökmüştü. Umutsuzluktan boğulmak üzereydik; gözlerimizin feri sönmüş, labirentte kaybolmuş, çıkış yolu arıyoruz. Ne yapsak faydası yok! Hep kaybeden taraftayız…

Boşuna söylenmemiş “Gecenin en karanlık anı şafağa en yakın andır.” diye.
İşte tam da öyle oldu…
Umudun en karanlık anında bir ışık çaktı yüreğimize.

#Adalet dedi biri!
Yürüdü…

O Anadolu'nun Kemal’iydi.
Peşinde milyonlar…

Herkesin adalet yarası başka kanasa da aynı sloganda buluştuk.
El ele, kol kola, omuz omuza yürüdük!
İnanarak haykırdık!
Hak, Hukuk, Adalet!

Bu halk yine bir Kemal’in arkasından yürümüş, Cumhuriyeti kurmuştu…
Anadolu’da Kemaller tükenmez.
Nice Kemaller var daha yürüyecek…
Biz milyonlarca Kemaliz!
Seksen milyonuz.

Korku duvarlarını yıktık!
Adalet için yürüdük!
Umutsuzluğa yer yok artık!
Karanlığı yırttık, geliyoruz!
Aydınlığa, demokrasiye, geleceğe yürüyoruz…

Yıldırım Kaya
CHP Parti Meclisi Üyesi
22 Temmuz 2017


21 Temmuz 2017 Cuma

Adalet Yürüyüşü Tutum Belgesi (Video)

ADALET YÜRÜYÜŞÜ TUTUM BELGESİ (MADDE 10)

ADALET YÜRÜYÜŞÜ TUTUM BELGESİ
(MADDE 10)


ADALET YÜRÜYÜŞÜ TUTUM BELGESİ (MADDE 9)

ADALET YÜRÜYÜŞÜ TUTUM BELGESİ
(MADDE 9)


ADALET YÜRÜYÜŞÜ TUTUM BELGESİ (MADDE 8)

ADALET YÜRÜYÜŞÜ TUTUM BELGESİ
(MADDE 8)


ADALET YÜRÜYÜŞÜ TUTUM BELGESİ (MADDE 7)

ADALET YÜRÜYÜŞÜ TUTUM BELGESİ
(MADDE 7)


ADALET YÜRÜYÜŞÜ TUTUM BELGESİ (MADDE 6)

ADALET YÜRÜYÜŞÜ TUTUM BELGESİ 
(MADDE 6)


ADALET YÜRÜYÜŞÜ TUTUM BELGESİ (MADDE 5)

ADALET YÜRÜYÜŞÜ TUTUM BELGESİ
(MADDE 5)


ADALET YÜRÜYÜŞÜ TUTUM BELGESİ (MADDE 4)

ADALET YÜRÜYÜŞÜ TUTUM BELGESİ
(MADDE 4)


ADALET YÜRÜYÜŞÜ TUTUM BELGESİ (MADDE 3)

ADALET YÜRÜYÜŞÜ TUTUM BELGESİ
(MADDE 3)


ADALET YÜRÜYÜŞÜ TUTUM BELGESİ (MADDE 2)

ADALET YÜRÜYÜŞÜ TUTUM BELGESİ
(MADDE 2) 


ADALET YÜRÜYÜŞÜ TUTUM BELGESİ (MADDE 1)

ADALET YÜRÜYÜŞÜ TUTUM BELGESİ
(MADDE 1)

20 Temmuz 2017 Perşembe

ADALET YÜRÜYÜŞÜ TUTUM BELGESİ


HAK HUKUK ADALET!

            15 Temmuz Darbe Girişimi, milletin direnişi, devletin darbeye karşı olan kesimi ile halkın ve siyaset kurumunun ortak mücadelesi sonucu engellenmiştir.

            Darbelere karşı kalıcı bir başarı sağlayabilmek için önümüzde üç önemli görev bulunmaktaydı: 1) Hesaplaşma, 2) Normalleşme, 3) Demokratikleşme.

            Hesaplaşma hukuk içinde kalmalı, adaletle yürütülmeli ve cadı avına dönüşmemeliydi. Öyle olmadı. Tam tersine darbeyle hesaplaşma adı altında darbe girişimi ile ilgisi olan olmayan binlerce kişi takibata uğradı. Her türlü muhalefeti yok etmek için bütün hukuk dışı yöntemler uygulandı. Hukuk askıya alındı. Yargı doğrudan iktidarın kontrolü altına girdi. Darbenin siyasi ayağını gizlemeye, darbecilerin devlet içinde yuvalanmasının sorumlularını saklamaya dönük girişimlerle soruşturmaların hedefi saptırıldı.

            Normalleşme yerine olağanüstü hal rejimi (OHAL) yerleşik hale geldi. Darbeye karşı direnen Gazi meclis devre dışı bırakıldı. Meclisin darbenin gerçek yüzünü araştırması engellendi. Bu amaçla kurulan Araştırma Komisyonu iktidarın müdahalesi ile “darbeyi araştırma” yerine “sorumluluğu savuşturma” çabası içine girdi. Darbenin siyasi ayağını ortaya çıkarmaya yönelik objektif bir soruşturma sonucunda ortaya çıkacak muhtemel sorumlular, 
OHAL yetkilerini kullanarak sorumluluklarını gizleme imkanı buldular.

            15 Temmuz darbe girişimine karşı ortaya çıkan uzlaşma güçlü bir demokrasi kurmamız için büyük bir fırsattı. Darbelerin kalıcı olarak önlenmesi için bu fırsatın değerlendirilmesi gerekiyordu. Ancak iktidar bu süreci bir demokrasi fırsatı olarak değil, yeni bir sivil darbe yapma fırsatı olarak değerlendirmeyi yeğledi. Olağanüstü hal ilan etmek suretiyle 20 Temmuz Darbesini yaptı. Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni devre dışı bıraktı. Bütün yetkileri Saray’da topladı. OHAL yetkilerine dayalı bir “Tek Adam Rejimi” kurdu.

            Her darbe kendi hukukunu yaratır. Türkiye eski darbe hukukundan arınma ihtiyacı duyarken, 20 Temmuz Darbesi ile yeni bir darbe hukuku oluşturuldu. Olağanüstühal Kanun Hükmünde Kararnameleri (OHAL KHK’ları) ile hukuk tamamen askıya alındı. Ardından 16 Nisan mühürsüz referandumu ile gelen gayri meşru anayasa tek adam rejiminin gayrimeşru zeminini oluşturdu. 20 Temmuz Darbesi, gayrimeşru anayasa ve OHAL KHK’ları ile kendi darbe hukukunu yarattı.

            Bu yeni darbe düzeninde üniversiteler, sendikalar, dernekler, iş dünyası, emek dünyası, medya olmak üzere tümüyle sivil toplum alanı; yargı, silahlı kuvvetler, güvenlik bürokrasisi başta olmak üzere devlet bürokrasisinin büyük bir bölümü kaygı, endişe, korku içinde bir sıkışmışlık duygusu içine girdi.

            Türkiye huzur istiyordu. Güven istiyordu. Türkiye çıkış istiyordu. Mazlumların sesi olacak bir sese, adaletsizliklere karşı güçlü bir itiraza ihtiyacı vardı.

            Bu nedenle 15 Haziran günü Genel Başkanımız Kılıçdaroğlu “Yürüyorum!..” dedi. “Adalet için yürüyorum!..” dedi, milyonlar arkasına düştü. Yürüdüler, yürüdüler, yürüdüler… 9 Temmuz günü Maltepe’de buluştular. Ve bütün dünyaya “Maltepe Adalet Çağrısını” ilan ettiler.

Şimdi hep birlikte tek bir ağızdan bu 10 maddelik çağrıyı her yere duyuracağız.


ADALET YÜRÜYÜŞÜ TUTUM BELGESİ

15 TEMMUZ DARBE GİRİŞİMİNİ LANETLİYOR DARBEYE KARŞI DİRENENLERİ SAYGIYLA ANIYORUZ. DARBENİN SİYASİ AYAĞININ ORTAYA ÇIKARILMASINI İSTİYORUZ.

  1. 15 Temmuz darbe girişimini bir kez daha açık ve kesin bir dille lanetliyoruz. 15 Temmuz gecesi TBMM’nin kararlı, onurlu duruşu ve halkımızın sokağa çıkarak FETÖ darbe girişimine karşı direnmesi ülkemizin anayasal ve demokratik kazanımı olmuştur. Biz buna sokağın/halkın 15 Temmuzu diyoruz. Ancak bu darbe girişiminin siyasi ayağının ortaya çıkarılması iktidar tarafından bilinçli olarak engellenmektedir. 250 şehidimizin aziz hatırası ve 2.193 gazimiz için Fetullah Gülen Terör Örgütünün siyasi ayağı ortaya çıkarılmalı ve gerçek darbecilerden hesap sorulmalıdır. 

20 TEMMUZ DARBESİ DEMOKRASİYİ YOK ETMİŞTİR. OHAL DERHAL KALDIRILMALIDIR.

  1. İktidar tarafından 15 Temmuz darbe girişimi fırsat bilinerek, 20 Temmuz darbesi yapılmıştır. 20 Temmuz’da OHAL ilan edilmiş ve TBMM’nin yetkileri gasp edilmiştir. Biz buna Sarayın 15 Temmuzu diyoruz. Bir sivil darbeye dönüşen OHAL uygulamaları yasama, yargı ve yürütme gücünü tek kişide toplamıştır. OHAL derhal kaldırılmalı ve hukuk düzeni evrensel ilkelere uygun olarak yeniden tesis edilmelidir. 


BAĞIMSIZ VE TARAFSIZ YARGI, ADİL YARGILANMA HAKKI GÜVENCE ALTINA ALINMALIDIR.

  1. Yargıyı siyasetin emrine vermek demokrasiye ihanettir. Dolayısıyla demokrasinin, can ve mal güvenliğinin vazgeçilmez kuralı olan yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı sağlanmalıdır. Adil yargılanma hakkı eksiksiz bir şekilde uygulanmalıdır. “Kolektif suç” gibi insan haklarına aykırı uygulamalardan vazgeçilmelidir. 

OHAL MAĞDURİYETLERİ GİDERİLMELİDİR

  1. Bugün, OHAL uygulamalarıyla mağdurların yargıya erişim ve sosyal güvenlik hakları ellerinden alınmıştır.  OHAL mağdurları adeta “sivil ölüme” terkedilmiştir. Mağdurların yargıya erişim ve sosyal güvenlik haklarını kısıtlayan tüm uygulamalara hukuk devletinin gereği olarak son verilmelidir.

MUHALİFLERE YÖNELİK KIYIMA SON VERİLMELİDİR

  1. 20 Temmuz sivil darbesinden sonra, 15 Temmuz darbe girişimiyle veya onun arkasındaki örgütle hiçbir ilişkisi bulunmayan, ama sırf Hükümete muhalif görüldüğü için bütün haklarından yoksun kılınan akademisyenler ve diğer kamu görevlileri görevlerine iade edilmelidir. Anayasa Mahkemesinin içtihatları dikkate alınarak, tutuklu milletvekilleri derhal serbest bırakılmalıdır.

DÜŞÜNCE, İFADE VE MEDYA ÖZGÜRLÜĞÜ SAĞLANMALIDIR

  1. 150’nin üzerinde gazetecinin hapiste olduğu bir ülkede demokrasiden söz edilemez. Sadece mesleklerini yaptıkları için tutuklanan gazeteciler derhal serbest bırakılmalı, medya üzerindeki tüm baskılara son verilmelidir. Düşünceyi ifade özgürlüğünün önündeki tüm engeller kaldırılmalıdır.

GAYRİMEŞRU ANAYASADAN VAZ GEÇİLMELİDİR

  1. OHAL koşullarında, serbest tartışmanın yapılamadığı bir ortamda ve üstelik “devletin bütün imkânları seferber edilerek” gerçekleştirilen Anayasa değişikliği gayrimeşrudur. Toplumun ihtiyaçlarını karşılamayı amaçlayan anayasa yerine, bir kişinin beklentilerine yanıt veren bir Anayasa değişikliği Yüksek Seçim Kurulu’nun yasadışı kararıyla yürürlüğe konulmuştur. Bu bir “mühürsüz seçimdir.” Türkiye gayrimeşru bir anayasa ile yönetilemez, yönetilmemelidir.

DEMOKRATİK, LAİK SOSYAL HUKUK DEVLETİ KURULMALIDIR

  1. Demokratik parlamenter sistem üzerindeki her türlü vesayet kaldırılmalıdır. Din ve vicdan özgürlüğünün güvencesi olan, insan haklarına dayalı demokratik, laik, sosyal hukuk devleti güçlendirilmeli, liyakat esası kamuda göreve başlama ve yükselmede esas alınmalıdır. Eğitimde laiklik ilkesinin aşındırılmasına son verilmeli ve toplumsal adaletsizliği yeniden üreten eğitim politikaları değiştirilmelidir.

TOPLUMSAL YAŞAMIN BÜTÜN ALANLARINDAKİ ADALETSİZLİKLER GİDERİLMELİDİR

  1. Sadece hukuk alanında değil, toplumsal yaşamın bütün alanlarında yaygın bir adaletsiz düzen devam etmektedir. İşsizlik, yoksulluk, insanca yaşam ücretinden yoksunluk, örgütsüzlük, ayrımcılık, yaygın şiddet, terör gibi çok geniş bir yelpazede yaşanan toplumsal adaletsizliklerin giderilmesi için ortak irade geliştirilmelidir. Toplumsal barışımızı bozan tüm antidemokratik uygulamalara eşit yurttaşlık temelinde son verilmelidir. Toplumsal adaletsizliğin en vahim görünümlerden biri olan kadınlara karşı ayrımcılığın önüne geçilmeli, kadınların özgürlük alanları korunmalı, kadın hakları toplumsal hayatın her alanında uygulanmalıdır.

TÜRKİYE YÜZÜNÜ İNSAN HAKLARINA, HUKUK DEVLETİNE VE ADALETE ÖNEM VEREN MİLLETLER AİLESİNE ÇEVİRMELİDİR

  1. Son zamanlarda uygulanan saldırgan dış politika ülkemizin içindeki adaletsizlikleri de kökleştiren bir kısırdöngü yaratmıştır. Adalet sadece iç politikaya ve toplumsal yaşama değil uluslararası ilişkilere de hâkim olmalıdır. Türkiye coğrafyasındaki tüm halklara, tüm kimliklere kardeşçe, adilane yaklaşan, barışçıl ve uluslararası hukuka saygılı bir dış politikaya dönüş yapmalıdır. Türkiye yüzünü insan haklarına, hukuk devletine, adalete önem veren milletler ailesine çevirmelidir.

Bu bağlamda Yasama/yürütme ve yargı erklerini kullanan bütün yetkililere bu uyarılarımızı iletirken, siyasal partileri, toplumun farklı kesimlerini, sivil toplum örgütlerini ve bütün yurttaşları, bildirinin hedeflerini sahiplenmeye ve hayata geçirmek için mücadeleye çağırıyoruz.






17 Temmuz 2017 Pazartesi

Olağanüstü Hal Komisyonuna Nasıl Başvurulacak

Olağanüstü Hal Komisyonuna Nasıl Başvurulacak
 “Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonunun Çalışmasına İlişkin Usul ve Esaslar”  Resmi Gazete’de yayınlanan “Tebliğ” ile açıklandı.

Komisyonun görevleri
(1) Komisyon, olağanüstü hal kapsamında doğrudan kanun hükmünde kararnameler ile tesis edilen işlemler hakkındaki başvuruları değerlendirip karar verecek.
a) Kamu görevinden, meslekten veya görev yapılan teşkilattan çıkarma ya da ilişiğin kesilmesi.
b) Öğrencilikle ilişiğin kesilmesi.
c) Dernekler, vakıflar, sendika, federasyon ve konfederasyonlar, özel sağlık kuruluşları, özel öğretim kurumları, vakıf yükseköğretim kurumları, özel radyo ve televizyon kuruluşları, gazete ve dergiler, haber ajansları, yayınevleri ve dağıtım kanallarının kapatılması.
ç) Emekli personelin rütbelerinin alınması.

(2) Olağanüstü hal kapsamında yürürlüğe konulan kanun hükmünde kararnamelerle gerçek veya tüzel kişilerin hukuki statülerine ilişkin olarak doğrudan düzenlenen ve birinci fıkra kapsamına girmeyen işlemler de Komisyonun görev alanındadır.

(3) Olağanüstü hal kapsamında yürürlüğe konulan kanun hükmünde kararnamelerde yer alan ilave tedbirler ile kanun yollarının açık olduğu işlemler hakkında ayrıca başvuru yapılamaz.

Başvuru sahipleri
(1) Kamu görevinden, meslekten veya görev yapılan teşkilattan çıkarılanlar ya da ilişiği kesilenler ile öğrencilikle ilişiği kesilenler ve rütbesi alınan emekli personel şahsen, kanuni temsilcisi veya vekili aracılığıyla başvuru yapabilir.
(2) Kapatılan kurum veya kuruluşlar adına başvuru yapma yetkisi, kapatılma tarihi itibarıyla kurum veya kuruluşu temsile kanunen yetkili olanlara aittir. Yetkili olmayanlar, üyelik veya başka sebeplere dayanarak başvuru yapamaz.
(3) Kanuni temsilci veya vekil aracılığıyla yapılan başvurularda temsil belgesi veya vekaletnamenin inceleme sürecinde geçersiz hale gelmesi, başvurunun incelenerek karara bağlanmasını engellemez.
(4) Başvuru hakkındaki inceleme devam ederken başvurucunun ölmesi halinde ilgilinin kanuni mirasçılarından yeni başvuru alınmasına gerek olmaksızın mevcut başvuru incelenerek karara bağlanır.
(5) Başvuru hakkı olan kişinin, başvuru süresi başlamadan veya başvuru süresi sona ermeden önce ölmesi halinde kanuni mirasçılardan biri mirasçılık belgesi ibraz etmek kaydıyla ölüm tarihinden itibaren altmış gün içinde başvuruda bulunabilir.

Komisyona başvuru süresi
a) Komisyon tarafından başvuruların alınmaya başlanacağı tarihten önce yürürlüğe konulan kanun hükmünde kararnamelerle tesis edilen işlemler hakkında, başvuruların alınmaya başlanacağı tarihten itibaren,

b) Komisyon tarafından başvuruların alınmaya başlanacağı tarihten sonra yürürlüğe konulacak kanun hükmünde kararnamelerle tesis edilen işlemler hakkında ise ilgili kanun hükmünde kararnamenin Resmi Gazete’de yayımlandığı tarihten itibaren,

altmış gündür.

Başvuru tarihi, valiliklere veya kurumlara başvurunun yapıldığı tarih olarak kabul edilir. Ceza infaz kurumları ve tutukevlerinde tutuklu veya hükümlü bulunan kişiler bakımından başvuru tarihi, kurum müdürlüğüne başvurunun yapıldığı tarihtir.

Başvuru usulü
Başvurular, Komisyon tarafından oluşturulan https://ohalkomisyonu.basbakanlik.gov.tr internet sitesinde yayımlanan başvuru formu doldurulup alınan çıktı imzalanmak suretiyle valiliklere veya en son görev yapılan kuruma varsa ekleriyle birlikte yazılı olarak yapılır.

Komisyona doğrudan başvuru yapılamaz. Bu şekilde yapılan başvurular hakkında herhangi bir işlem veya inceleme yapılmaz.

Ceza infaz kurumları ve tutukevlerinde başvuru usulü
Ceza infaz kurumları ve tutukevlerinde bulunan tutuklu veya hükümlüler, bu Usul ve Esaslara ekli formu fiziki olarak doldurup bulundukları kurumda görevli memura teslim eder. İlgili memur, doldurulan formu esas alarak internet sitesinde yayınlanan formu doldurup alınan çıktıyı başvurucuya imzalatarak kurum müdürlüğüne teslim eder. Kurum müdürlüğü, gerekli işlemleri tamamlayarak başvurucuya alındı belgesi verir ve bağlı olduğu Cumhuriyet başsavcılığı aracılığıyla başvuru formunu varsa dilekçe ve ekleriyle birlikte Komisyona gönderir.

Valilikler ve ilgili kurumlar, başvuru evrakını gecikmeksizin Komisyona gönderir.

Başvuru formu
Başvuru formu elektronik ortamda doldurulur. Formun çıktısı alınır, başvurucu, kanuni temsilcisi veya vekili tarafından imzalanır ve ilgili valilik veya kuruma ekleriyle birlikte teslim edilir.

Başvuru formundaki “Başvurucunun Dilekçesi” bölümüne yazılan beyanlar, okunaklı ve başvurunun esasına yönelik özlü bilgileri içerir şekilde hazırlanır. Forma yazılan beyanların on sayfayı geçmesi halinde başvurucunun, başvuru formuna olayların özetini içerir ayrı bir dilekçe eklemesi gerekir.

Başvuru formlarının eksiksiz olarak doldurulup doldurulmadığı ve gerekli belgelerin eklenip eklenmediği başvuruyu alan valilik veya kurum tarafından kontrol edilir. Başvuru formu ile başvuruda sunulan belgelerde eksiklik tespit edilmesi halinde, ilgili valilik veya kurum eksikliğin giderilmesi için başvurucuya on beş günlük kesin süre verir. Eksiklik giderildikten sonra belgeler Komisyona gönderilir.

Başvurana, başvurunun kayda alındığını gösteren alındı belgesi verilir.  

Kanun yoluna başvuru
Komisyon kararlarına karşı, kararın tebliğinden itibaren altmış gün içinde, “Hakimler ve Savcılar Kurulunca” belirlenecek Ankara idare mahkemeleri nezdinde iptal davası açılabilir.  

Yıldırım Kaya
CHP Parti Meclisi Üyesi

17 Temmuz 2017