3 Haziran 2023 Cumartesi

Şimdi Değilse Ne Zaman

Şimdi Değilse Ne Zaman
1- Parti programımızı sağlam bir ideolojik temele ve politik bir hatta kavuşturmak.
2- Kişilerin değişimi yetmez, yeni bir örgütlenme modeline, çalışma tarzına ve mücadele anlayışına geçmeliyiz.
3- Herkes vagonlarından çıkmalı ve açık olmalı.
4- Halk sarmaşığının tohumları zaman kaybetmeden ekilmeli.
5- Kadın ve gençlik örgütlenmesi yeniden düzenlenmeli.
6- Sosyal demokrat bir partinin olmazsa olmazı olan; sendikalar, demokratik kitle örgütleri ile sürekli ve düzenli ilişkiler kurulmalı.
7- Üyelerin söz ve karar sahibi olacağı kongreler takvimi kısa sürede hayata geçirilmeli.
8- Yerel seçimlerde adayların belirlenmesi, merkezde oluşan komisyonlar eliyle değil, yerel ve merkez uyumu içinde belirlenerek çalışmalar başlatılmalı.
9- Parti Okulu ideoloji eğitimi ile kadro yetiştiren yeni bir yapıya büründürülmeli.
10- Parti Meclisi politika üreten bir organa, merkez yönetim kurulu ise oluşturulan politikaları uygulayan bir yapıya dönüştürülmeli.

2023 SEÇİMLERİ VE BİZE ÖĞRETTİKLERİ
14 Mayıs Cumhurbaşkanı ve 28. Dönem Milletvekili Genel Seçimleri ile 28 Mayıs Cumhurbaşkanlığı 2. tur seçiminin galibi “böl, parçala, yönet” politikası olmuştur. Bizim de bunu bertaraf edecek politikalar geliştirmememizdir. Rakibin tüm kural ihlallerine, nakavt olana kadar karşılık vermememizdir. AKP ve MHP’nin tüm ilkesizliğine, yalanına, sahtekarlığa, riyakarlığına ve ahlaksızlığına karşılık sessiz kalmamızdır. Sürekli savunmada olmamız; zaman zaman da başımızı kuma gömmemizdir.
Oy istediğimiz ve oy aldığımız Kürt halkını yok saymamızdır. AKP ve MHP’nin “terörist” yaftasını “onlarla birlikte değiliz” savunmalarıyla onaylamamızdır.
Diğer bir faktör de yüzde 70-80 oy aldığımız Kürt halkının sorunlarını anlamamak ve çözüm üretmekte yeterli inisiyatif alamamaktır.
Diğer bir neden sandıklara sahip çıkamamış olmamızdır.
Bir de hep kendimizden vererek seçimi kazanacağımız yanılgısına düşmemizdir.

AVRUPA’DA MİLLİYETÇİLİK YÜKSELİYOR
Dünyada, özellikle de Avrupa’da milliyetçilik yükselişe geçti.  Avrupa’da ırkçı partilerin oy oranlarında büyük yükselişler oldu.
İtalya'da aşırı sağcı Kardeşleri Partisi (FdI) yüzde 26,2'ik oyla seçimi kazandı, Giorgia Meloni Başbakan oldu. İsveç'te, Neo-Nazi hareketinden gelen İsveç Demokratları Partisi (SD) yüzde 20,5 oranında oy alarak ikinci parti oldu. Almanya'da, Almanya İçin Alternatif Partisi AFD, Fransa'da Le Pen'in Ulusal Cephesi, İspanya'da Vox Partisi oylarını yükseltti.
Bu partiler milliyetçilikten öte, yabancı düşmanlığı ve ırkçı söylemleriyle de ön plana çıkmaktadır.

TÜRKİYE’DE MİLLİYETÇİLİK!
Dünyada milliyetçiliğin yükselişi bizi de etkiledi. Ancak Türkiye’de “milliyetçilik” dediğimizde “Neye göre, kime göre” diye de sormak gerek. Çünkü Türkiye’de herkesin “milliyetçiliği” kendine!
Atatürk milliyetçiliği din, ırk ayrımı gözetmeyen vatanını seven, halkını seven; ülkesinin ve vatandaşlarının çıkarlarını koruyan bir milliyetçilik olarak kabul ediliyor.
AKP&MHP koalisyonunun uyguladığı faşist ve ırkçı politikalar da milliyetçilik olarak gösteriliyor. Bu siyasi partilerin kendi vatandaşını ötekileştiren, özellikle de Kürt halkına kin kusan, terörist ilan eden politikaları da halkın geniş bir kesimince “milliyetçilik” olarak görülüyor.
Türkiye’de kavramlar AKP&MHP iktidarlarının çıkarlarına göre eğilip bükülebiliyor. “Milliyetçilik” kavramına da siyasi partilerin politikalarına ve ideolojilerine göre yeni anlamlar yükleniyor.
Örneğin, Türkiye “göçmenistan” olurken sağlıklı politikalar üretip, zamanında halka ulaştıramadığımız için bugün söylediklerimiz doğru olsa bile yeterince etkili olamıyoruz.
Taa en başından “sığınmacı” sorununa karşı etkili politikalar geliştirip halka ulaşmadığımız için bugün yeterli desteği göremiyoruz. “ırkçı” ve “faşist”lerden, ırkçı ve faşist damgası yiyoruz.
 
KÜRT SORUNU
Türkiye’nin büyük bir demokrasi sorunu var! Halkın huzur içinde, can ve mal güvenliğinin sağlandığı bir ülkede yaşama hakkı var. Bu hakkı herkes için sağlayacak olan da Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve siyasi iradedir. Herkes için hak, hukuk ve adalet sağlanmalıdır.
Türkiye’nin en can yakıcı sorunlarından biri de toplumsal barıştır. Toplumsal barışımızı yanlış politikalarla yıllardır dinamitleyenler var. İnsanları etnik kökenine göre ayırıp siyaset yapanlar, bu ülkeye en büyük kötülüğü yapanlardır.  
“Barış getireceğiz” diyenler, “Kürt sorununu biz çözeriz” diyenler, “akil” insanlardan heyetler kuranlar, iktidar ömürlerini uzatmak için Kürt sorununu kendi siyasi gelecekleri için kullandılar.
Halkın iradesiyle seçilmiş milletvekillerini hapse attılar; belediye başkanlarını görevden alıp, hapse atarak yerine kayyum atadılar.
“Demokrasi bir amaç değildir, demokrasi bir araçtır” diyenlerin Kürt sorununu çözmesi mümkün değildir. Barışı hedeflemeyen, düşünce özgürlüğüne inanmayan, eşit vatandaşlığı benimsemeyen, eşit koşullarda bir arada  yaşamı hayata geçirmeyen hiç kimse Kürt sorununu çözemez.
Kürt sorununun, askeri yöntemlerle çözülemeyeceğini yaşadığımız acılardan öğrendik. Kürt sorununu savaş politikalarıyla, silahla çözmeye çalışmak, yaralarımızı derinleştirmekten öteye gitmeyecektir. Birbirimizi öldürmekle, tehditle, sivilleri, askeri, polisi öldürmekle Kürt sorunu çözülemez.
Kürt sorununun ilacı; demokrasidir, insan haklarıdır, evrensel hukuktur, bağımsız yargıdır, adalettir! Adaletin Diyarbakır’da ayrı, Ankara’da ayrı tecelli ettiği bir ülkede barış olmaz!
Evlatları ölmesin, öldürmesin diye gözyaşı döken analar arasında ayrım yapmak; acıları yarıştırmak, bir anayı kucaklarken, diğerini tekmelemek bize barışın kapısı açar mı?
Bizim tek hedefimiz ölmeden, öldürmeden barışa giden yolu açmak olmalıdır.  
Kürt sorununu tüm siyasi partilerin ortak mutabakatı sağlanarak Türkiye Büyük Millet Meclisinde çözmeliyiz. Halktan gizlemeden, kapalı kapılar arkasına saklanmadan çözmeliyiz. Çünkü halkın benimsemediği hiçbir çözüm kalıcı barışı getiremez.

ÇARE HALK SARMAŞIĞI ÖRGÜTLENMESİ  
CHP’nin iktidar olması için yeni bir çalışma tarzını, örgütlenme modelini, mücadele anlayışını ve bu anlayışı hayata geçirecek liyakatli siyasal kadroları oluşturması gerekmektedir.
Artık klasik dikey ve hiyerarşik örgütlenmeler bugünün ihtiyaçlarını karşılayamıyor. Bugün ihtiyacımız olan, yatay örgütlenmeyle bir araya gelen, sarmaşık gibi birbirini saran halk sarmaşığı örgütlenme modelidir. Sosyal demokrat partilerin kılcal damarları olması gereken; sendikaların, odaların, derneklerin, kooperatiflerin, meslek kuruluşlarının… vd  sivil inisiyatiflerin partimizle kuracağı ilişkilerle herkesi kucaklayacak, “Halk Sarmaşığı” örgütlenme modelini hayata geçirmeliyiz.
CHP’nin bugünkü örgütlenme modeliyle iktidar olması ve hedeflerini gerçekleştirmesinin ne kadar zor olduğu bir kez daha ortaya çıkmıştır.
Çünkü mevcut örgütlenme yukardan aşağıya dikey bir yapıyla şekillendirilmiştir.  Mahalleden köye, köyden sokağa, sokaktan apartmana dönük bir örgütlenmeyi hayata geçirememiştir.
Şimdi yapılması gereken il örgütlerinin hızla kendisini yenilemesi, yönetim kurulu üyelerinin sadece bir yönetici pozisyonundan çıkıp; bulunduğu yaşam alanlarında ve çalışma alanlarında örgütlenmesini hayata geçirmelidir. Yaşama ve çalışma alanını birlikte örgütleyemediğimiz sürece dikey örgütlenmeden yatay örgütlenmeye geçmemiz mümkün değil.

DOĞU, GÜNEYDOĞU, İÇ ANADOLU VE KARADENİZ ÖRGÜTLENMESİ
Doğu, Güneydoğu, İç Anadolu ve Karadeniz Bölgelerinde örgütümüzün zayıf olduğu illerimizde yeniden yönetici eğitimi verip, örgütlü olmadığımız ilçeleri, beldeleri, köyleri ve sokakları örgütlemek bizim önümüzdeki en temel görev olmalıdır. Çünkü bu bölgelerden yeterli sayıda  milletvekili çıkartamayan, TBMM’ye halkın iradesini gönderemeyen bir siyasi parti iktidar olmaz.
Çalışma tarzımız, sadece yönetim kurulu toplantılarına katılarak, raporlar hazırlamak olmamalıdır. Örgütümüz her il, her ilçe ve her beldede her ay en az bir defa, Türkiye’nin temel sorunuyla ilgili konferans ve seminerler düzenleyerek parti politikalarını bilince çıkarmalıdır.
Kadın Kollarımız ev ev, mahalle mahalle, sokak sokak örgütlenmeyi önüne koymalıdır. Gençlik Kollarımız hayatın her alanında olmalıdır. Üniversitelerde, liselerde, işyerlerinde örgütlenmelidir. Her alanda örgütlenerek propaganda yapabilmeliyiz. Giremediğimiz hiçbir yer, örgütlenmediğimiz hiçbir alan kalmamalıdır.
Bu çalışmayı önümüze koymadığımız müddetçe, yönetim kurulu toplantılarından ibaret bir çalışma düzeni bizi iktidara taşımaz.
Mücadelemizi fiili ve meşru zeminde yürümek zorundayız. Bulunduğumuz her bölgedeki sendikalarla, demokratik kitle örgütleriyle ve toplumun farklı kesimleriyle iç içe olmalıyız. Her alanda örgütlenmeli, halkın sorunlarıyla yakından ilgilenmeliyiz.
Mücadelemizi hukuk ve demokrasi zemininde yürütmeliyiz. Fiili müdahalelerin olduğu yerlerde ise fiili ve meşru mücadele hattını da mutlaka önümüze koymalıyız.
2024 Yerel Seçimlerine bu örgütlenme anlayışıyla hazırlanmalıyız.

PARTİ OKULU NE YAPMALI?
2018, 2019 seçimlerinde olduğu gibi, 14 Mayıs ve 28 Mayıs seçimlerinde de sandıklardan sağlıklı veri alamadık. Unumuz, şekerimiz, yağımız var, ama helva yapamıyoruz. Yapsak da bir türlü kıvamını, tadını tutturamıyoruz. Yanlış yaptığımız bir şeyler var… Birileri görevini tam anlamıyla yapmıyor!
Acaba, Parti Okulu eğitim programları yoldaşlık bilinciyle harekete geçen, militan kadrolar yetiştirmekte yetersiz mi kalıyor?
Parti Okulunda yıllardır siyasi eğitim almış kadroların, bu kadar disiplinsiz davranması başka türlü nasıl açıklanabilir?
Yeterli sandık görevlisi ve müşahit bulamamamızın nedeni siyasi bilinçsizlik ve inanmamışlık olabilir mi?
Görevi yapabilene vermek ayrı bir irade gerektirir. Bu iradeyi gösterecek inisiyatif kullanacak, liyakatlı kadroların hazırlanmasına acil ihtiyaç var.
Parti okulunun “Öbek Örgütlenmesi Modeli” sözde mi kaldı?
Bu örgütlenmeyi hayata geçirecek parti militanları yetiştirildi mi?
İl ve ilçelerde parti ajitatörleri yetiştirildi mi?
Yoksa Parti  Okulu sadece sandık kurulu üyesi eğitimiyle mi yetinildi?
Tüm bunların değerlendirip, parti okulunun eksik yönlerin ivedilikle tamamlanması gerek.
 
TÜRKİYE’DE SIĞINMACI SORUNU
AKP iktidarı döneminde mülteci, sığınmacı, göçmen ve kaçak göçmem sayısı demografik yapıyı değiştirecek boyutlara ulaşmıştır. Bu sorun artık bir güvenlik sorununa dönüşmüştür. 
Sığınma gerekçeleri ortadan kalkmasına rağmen, Türkiye’deki sığınmacılar ülkelerine dönmek istemiyor. AKP ise “oy deposu” olarak gördüğü sığınmacıları göndermek yerine, vatandaşlığa almayı tercih ediyor.
“Sığınmacıları gönderelim” diyenler ırkçılıkla, faşistlikle yaftalanıyor. AKP ve MHP; yurtseverleri, devrimcileri ve sosyal demokratları bu sinsi söylemlerle etkisizleştirmeye çalışıyor. Bunda da başarılı olduklarını söyleyebiliriz.
Savaşın devam ettiği bir ülkeye sığınmacıları geri göndermeyi hiçbir vicdan kabul edemez.  
Ancak şunu bilince çıkarmamız gerek… Sığınmacıları savaşın bittiği, artık güvenlik sorunu yaşamayacakları vatanlarına göndermek ırkçılık değildir, faşistlik değildir. Türkiye’nin geleceğini, refahını, huzurunu sağlamak için bir sorumluluktur.
Her türlü savaş suçlusu, terör örgütü mensubu kişiler de sığınmacı adı altında Türkiye’de yaşıyor. Mülteci adı altında korunuyor ve vatandaşlık veriliyor.
Sadece sığınmacı sorunu bile iktidarları düşürecekken, sorunu anlaşılır ve etkili bir dille yurttaşlarımıza anlatamadık. Anlatmakta çok geç kaldık, çok çekingen davrandık.
AKP’nın ucuz işgücü olarak görüp, sınırlarımızı sonuna kadar açtığı göçmen ve kaçak göçmenler işverenler için bulunmaz nimet olarak görülüyor. İnsan sömürüsüne dayanan, güvencesiz ve insanlık dışı çalışma koşulları görmezden geliniyor.
Gelecekte sosyal güvenliği olmayan bu insanların ne olacağı da çok derin bir sorun olarak önümüzde duruyor.
Kendi halkını açlığa, yoksulluğa, işsizliğe, güvencesizliğe sürükleyenler iktidarlar ayakta kalamaz.  Ancak bizde kalıyor ve yine kaldı. Neden?
Çünkü biz her gün sınırlarımızdan akın akın gelen kaçak göçmen sorununu yurttaşlarımıza anlatamadık. Göçmen ve kaçak göçmen sorunu halkın gündemine getirecek politikalar geliştiremedik. Sosyal medyadan göçmenlerin girişini izleyip, eleştirmekten öteye geçemedik.
Sadece göçmen ve kaçak göçmen sorunu bile iktidarı düşürecek boyutlara ulaşmışken, AKP 21 yıllık iktidarını sürdürebildi.

Bu nedenle, bizim de iktidar olacak gerçekçi politikaları hayata geçirmemiz elzemdir.  
Politik olarak en güçlü olduğumuz dönemde zafere bu kadar yaklaşmışken kazanamadık.
Değişim şimdi değilse ne zaman.

Yıldırım KAYA
3 Haziran 2023

19 Nisan 2023 Çarşamba

Öğretmenlerimizin Sorunlarını Nasıl Çözeceğiz?

“Atanmayan öğretmen sorununa öncelik vereceğiz. 100 bin öğretmen atamasını iktidarımızın ilk yılında yapacağız. CHP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Adayımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun açıkladığı gibi Cumhuriyetin yüzüncü yılında da 100 bin öğretmen ataması daha yaparak, verdiğimiz sözleri ve planları eksiksiz uygulayacağız. Böylelikle, Millet İttifakının birinci yılda toplam 200 bin öğretmen ataması yapmış olacağız.”

Eğitimin temel unsuru öğretmen olduğu için öğretmen politikamızın hayata geçirilmesi elzem olacaktır. Öncelikle eğitim fakültelerini ele alarak, öğretmen yetiştirme politikasını çağın ihtiyaçlarına göre yeniden belirleyeceğiz. Eğitim fakültelerinin kontenjan sayılarını belirlerken ülkedeki öğretmen ihtiyacını dikkate alacağız. Aksi halde atanmayan öğretmen sayısı her geçen yıl artmaya devam edecektir.

Eğitimin köklü çözümlere ihtiyacı var. Köklü çözümlerden biri de gerçek Öğretmenlik Meslek Kanununu çıkarmaktır. Bu nedenle, 23 Kasım 2018 tarihinde TBMM Başkanlığına, “Öğretmenlik Meslek Kanunu Teklifi”ni sunduk. Teklifte, öğretmen yetiştirmesi ve istihdamı için “Öğretmen Yetiştirme ve İstihdam Kurulu” oluşturulmasına yer verdik. Ayrıca öğretmen ihtiyacının belirlenmesi için “Milli Eğitim Bakanlığı ile Öğretmen Yetiştirme ve İstihdam Kurulu eşgüdüm içinde, öğretmen ihtiyacına göre, planlı bir şekilde, eğitim fakültelerinin her yıl toplam kontenjanını belirler.” hükmünü düzenledik.

Sadece kontenjan sayılarını ayarlamak sorunu çözmez. Eğitim fakültelerinin niteliğini de yükselteceğiz. Üniversite sınavlarında öğretmenlik tercihlerine taban puan sınırlaması da getireceğiz.

Tabela üniversiteleri kurup, bu üniversitelere bağlı eğitim fakülteleri açmak, gerçekçi bir “öğretmen yetiştirme politikası” değildir. Olsa olsa “ucuz politika” yapmanın taa kendisidir.

ÖĞRTMELER KADROLU OLACAK

Bilimsellikten uzak politikaların sonucunda 800 binden fazla atanmayan öğretmenimiz bekliyor. 90 bine yakın ücretli öğretmen asgari ücretin altında, kölelik ücretiyle çalıştırılıyor. Öğretmenlerin iş güvencesi yok, 120 bin öğretmen sözleşmeli çalıştırılıyor…

Öğretmenler uzman öğretmen, başöğretmen diye ayrılmış. Eşit işe eşit ücret uygulaması yok; çalışma barışına darbe vurulmuş. Öğretmenlik mesleğinde KPSS ile atama yerine, “mülakat” adı altında torpil devreye sokulmuş, liyakat yok edilmiş.

Tüm bunlar öğretmenleri sefalete mahkum eden, öğretmenlik mesleğini değersizleştiren, saygınlığını yok eden uygulamalardır.

Sözleşmeli ve ücretli öğretmen uygulamasına son vereceğiz; öğretmenlerimizin tamamını kadrolu yapacağız.

Kanuni barajları uygulayarak atanmayan engelli öğretmenlerimizin atamasını yapacağız.

PİKTES öğretmenlerinin sorununu da biz çözeceğiz.

Öğretmenlerimizin aile birliğini de sağlayacağız.

Mevcut durumda; uzman ve başöğretmen olmaya hak kazanmış tüm öğretmenlerin unvan ve ücret hakları korunarak, çalışma yılı açısından uzman öğretmen/başöğretmen olma hakkı elde etmiş ancak sınava başvurmamış/girmemiş tüm öğretmenlere (yaklaşık 80 bin öğretmen) aynı ekonomik haklar sağlanarak, arada oluşan ücret uçurumunu gidereceğiz. Sınava girme hakkı olmayan (görev yılı 10 yıldan az olan) öğretmenlerin maaşlarında iyileştirme yaparak, uzman ve başöğretmenlerle aralarındaki maaş farkını azaltacağız.

Uzun dönemde ise öğretmenlik mesleğinde ilerlemeyi yeni düzelmeye tabi tutacağız. Emekli olan öğretmenlerimizin ekonomik ve sosyal haklarını koruyacağız.

ÖĞRETMENLİK MESLEK KANUNUNU ÇIKARTACAĞIZ

Önceliğimiz gerçek Öğretmenlik Meslek Kanununu ivedilikle Meclis gündemine getirmek olacaktır. Bunu yaparken de öğretmenlerden, eğitim uzmanlarından, sendikalardan, akademisyenlerden görüş ve güç alacağız; mutabakat sağlayacağız.

DEPREM BÖLGESİNDEKİ ÖĞRETMENLERİN MAĞDURİYETİNİ ÇÖZECEĞİZ

Öncelikle, depremzede öğretmenlerden talep edenlere tayin hakkı vereceğiz, bölgeye hızla öğretmen ataması yapacağız. Gönüllü olmaları durumunda, atanmayan öğretmenlerin ilk atamalarını deprem bölgesine yapacağız. Gönüllü olarak deprem bölgesinde görev yapmak isteyen öğretmenler ile rehber öğretmenleri de bu bölgelerde görevlendireceğiz.

Deprem bölgesinde görev yapmak için özendirici önlem olarak, mevcut öğretmen maaşlarının 1,5 katı ödeme yapacağız. Deprem bölgesinde görev yapan öğretmenler için hızla sağlıklı yaşama koşullarını oluşturacağız. Deprem bölgesine giden öğretmenlerin barınma sorunu kalmayacak.

CUMHURİYETİMİZİN YÜZÜNCÜYILINDA DA 100 BİN ÖĞRETMEN ATAYACAĞIZ

Atanmayan öğretmen sorununa öncelik vereceğiz. 100 bin öğretmen atamasını iktidarımızın ilk yılında yapacağız. Genel Başkanımız ve Millet İttifakı Cumhurbaşkanı Adayımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun açıkladığı gibi Cumhuriyetin yüzüncü yılında da 100 bin öğretmen ataması daha yaparak, verdiğimiz sözleri ve planlarımızı eksiksiz uygulayacağız. Böylelikle, Millet İttifakının birinci yılda toplam 200 bin öğretmen ataması yapmış olacağız.

ÖĞRETMEN ADAYLARININ SEÇİMİ, EĞİTİMİ VE ÖĞRETMENLİK MESLEĞİ

Eğitim sorunlarının tespiti ve çözümüne yönelik Cumhuriyet Halk Partisi olarak yaptığımız üç eğitim çalıştayında da öğretmen sorunları ve çözüm politikaları gündemimizdeydi.

Sorunları ve çözüm önerilerimizi “Öğretmen adaylarının seçimi, eğitimi ve öğretmenlik mesleği başlığı altında topladık.

Öğretmen adaylarının seçimi:

1. Öğretmen ihtiyacı önceden belirlenmeli ve bu ihtiyacın karşılanması için gerekli planlamanın yapılmalıdır.

2. Öğretmen Liselerinin tekrar açılması ve bu Lise mezunlarının üniversite giriş sınavlarında avantajlı kılınması sağlanmalı ve öğretmenlik mesleğine ilgi teşvik edilmelidir.

3. Eğitim Bilimleri Fakülteleri yeniden güçlendirilmeli ve köklü üniversitelerde Eğitim Bilimleri Fakülteleri açılmalıdır. Diğer eğitim fakültelerinin bazıları ise bölgesel olarak birleştirilmelidir.

4. Ataması yapılmayan öğretmen sorunun aşılması, öğretmenlerin istihdamının sağlanması için fakültelere alınan öğrenci sayılarının belirli bir plan doğrultusunda azaltılması yoluna gidilmelidir.

5. Öğretmenlik mesleğine yatkın olmayan öğrencilerin 3. Sınıftan itibaren başka fakültelere geçmesine izin verilmelidir.

Öğretmen adaylarının eğitimi:

1. Öğretim Teknolojileri yeterlilikleri bütün öğretmen adayları için kazandırılmalıdır.

2. Öğretmenlik profesyonel bir meslektir ve öğretmen yetiştirme Eğitim Fakültelerinin görevi olmalıdır “pedagojik formasyon” kursları kesinlikle kaldırılmalıdır.

3. Eğitim Fakültelerinin fiziksel koşulları iyileştirilmelidir.

4. Öğretmenlerin kültürel okuryazarlığının geliştirilmesi için eğitim fakültesi programlarında kültür, sanat ve spor dersleridir. Öğretmenliğin entelektüel bir meslek olduğunun vurgulanması gerekir.

5. Öğretmen adayının okul ortamını her yönüyle tanıması ve deneyimlemesi (yaparak yaşayarak öğrenmesi) için programlarda 2. sınıftan itibaren başlamak kaydıyla her yıl 1 ders olmak üzere 3 uygulama dersi yer almalıdır. Ayrıca programlar kapsamında okutulan diğer derslerde de teori ve pratiğin dengeli bir şekilde yer alması sağlanmalıdır.

6. Öğretmen adaylarının; eğitimin politika, ekonomi, sosyoloji, kültür, gibi alanlar ile bağını kurabilmeleri amacıyla öğretmen eğitimi programlarında Eğitim Sosyolojisi, Eğitim Felsefesi, Eğitimin Güncel Sorunları, Çok Kültürlü Eğitim, Eleştirel Pedagoji, vb. başlıklı dersler yer almalı bu derslerin içerikleri öğretmen adaylarının entelektüel gelişimine uygun olacak biçimde düzenlenmelidir.

7. Öğretmen yetiştirme programlarında mutlaka cinsel sağlık eğitimi yer almalıdır.

8. Öğretmenlerin hizmet içi eğitimi daha etkili hale getirilmelidir. Hizmet İçi Eğitim Enstitüsü bağımsız bir enstitü haline getirilmeli ve bölgelerdeki şubeleri de eğitim-araştırma uygulama merkezleri olacak biçimde yeniden düzenlenmelidir.

Öğretmenlik mesleği:

1. Öğretmenlik Meslek Kanunu ILO - UNESCO ortak belgesi olan Öğretmen Statüsü Tavsiye Kararı doğrultusunda tüm eğitim bileşenlerinin katılımıyla hazırlanmalıdır.

2. Öğretmenlik mesleğinin statüsünün geliştirilmesi için gerekli çalışmalar yapılmalıdır.

3. Ücretli ve sözleşmeli öğretmenlik uygulamasına son verilerek tüm öğretmenlerin kadrolu olarak istihdam edilmesi sağlanmalıdır.

4. Öğretmenlere yönelik mevcut kariyer sistemi kaldırılarak, öğretmenlerin eğitimin farklı alanlarında akademik kariyer yapmalarını sağlayacak yeni bir kariyer modeli getirilmelidir.

“MİLLET İTTİFAKI ORTAK POLİTİKALAR MUTABAKAT METNİ”NİNDE ÖĞRETMEN

Millet İttifakı Ortak Politikalar Mutabakat Metnimizde öğretmen politikalarına geniş yer verildi. Değerli öğretmenlerimizin, öğrencilerimizin ve kamuoyunun bilgisine bu maddeleri yeniden sunmak istiyorum.  

• Öğretmenlerimizin kurumsal ve toplumsal niteliği ile saygınlığını artırmayı temel önceliğimiz yapacağız.

• Öğretmen başına öğrenci sayısında OECD ortalamasına ulaşmayı hedefleyeceğiz.

• Öğretmenlik Meslek Yasasını değiştirecek, öğretmenlerin özlük haklarını iyileştirecek, öğretmenleri öğretmen, uzman öğretmen ve başöğretmen şeklinde gruplayan uygulamaya son vereceğiz.

•  Üniversite seçme sınavlarının, “Öğretmenlik Mesleği” ile ilgili tercihlerinde taban puanı sınırlaması getirecek, taban puanı arz ve talebe göre dinamik bir biçimde belirleyecek ve nitelik açısından kontrolü sağlayacağız.

• Ataması yapılmayan öğretmen havuzunu eriteceğiz.

• Öğretmenlik alanlarına uygun fakültelerden mezun olanlara, bitirdikleri bölümün giriş puanının ilgili eğitim fakültesinin giriş puanıyla denk olması ve Eğitim Fakültelerinde yüksek lisans yapmaları şartıyla öğretmen olma imkanı sağlayacağız.

• Öğretmen atamalarında mülakatı kaldıracağız.

• Öğretmenin kariyer gelişiminde; öğretmenin katıldığı seminerler, hizmet içi eğitimler, aldığı lisansüstü eğitim, katıldığı kurslar ve yürüttüğü ya da katılımcısı olduğu projeler ile öğrencilerinin başarılarını objektif olarak dikkate alacağız.

• Öğretmenlerin dijital içerik, interaktif ders ve akıllı tahta içeriği hazırlama gibi yeterliliklerini geliştirecek, bilişim teknolojileri dahil meslek içi eğitimlerine ağırlık vereceğiz.

• Eğitim fakültelerinin sayı ve öğrenci kotalarının uzun vadeli kalkınma planları çerçevesinde belirlenecek öğretmen ihtiyacıyla uyumlu olmasını sağlayacağız.

• Eğitim fakültelerindeki öğrencilerin kuramsal bilginin yanı sıra uygulamaya dönük eğitim almalarını, kısa-yüzeysel staj şeklinde değil okullarda eğitim içinde uygulamalı yetişmelerini ve yetkin bir öğretmen adayı olarak mezun olmalarını sağlayacağız.

• Eğitim fakültelerinin hepsinin akredite olmalarını sağlayacağız.

• Öğretmen adaylarının “Yüksek Lisans” ile Eğitim Fakültelerinden mezun olmalarını sağlayacak, doktora yapmalarını teşvik edeceğiz.

• Öğretmenlerin, öğrenci eğitimini aksatmayacak şekilde yurtiçi, yurtdışı eğitim, sempozyum ve benzeri etkinliklere katılmasını sağlayacağız.

• Dezavantajlı bölgelerde staj yapılmasını özendirecek, öğretmelerin bu bölgelerde daha uzun süreli kalmalarını teşvik edecek mali destekler sağlayacağız.

 

Yıldırım KAYA

CHP Ankara Milletvekili

DEPREM BÖLGESİNE ACİL EĞİTİM PLANI GEREK

DEPREM BÖLGESİNE ACİL EĞİTİM PLANI GEREK

“Deprem bölgesindeki çocukların tamamının eğitim öğretime erişiminin sağlanması için acil eylem planı hazırlanmalıdır. Eğitim sorunlarına hızla müdahale edilmeli ve en kısa sürede çözülmelidir. Çünkü eğitim beklemez, zaman kaybının telafisi zordur. Hayat boyu mağduriyetler yaratır…”

Anayasanın 42. maddesinde “Kimse, eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz.” hükmü yer almakta; 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanununda ise milli eğitimin temel ilkeleri sıralanmaktadır. Ancak bu hüküm ve ilkeler deprem bölgesinde rafa kaldırılmış; eğitimde fırsat eşitliği ve adalet kalmamıştır. 

• Öncelikli olarak deprem bölgesindeki çocukların tamamının eğitim öğretime erişiminin sağlanması için acil eylem planı hazırlanmalıdır. Eğitim sorunlarına hızla müdahale edilmeli ve en kısa sürede çözülmelidir. Çünkü eğitim beklemez, zaman kaybının telafisi zordur. Hayat boyu mağduriyetler yaratır…

• Üniversitelerden, demokratik kitle örgütlerinden, sendikalardan ve özel sektörden de destek alınmalıdır. 

• Deprem bölgesinde kırsal kesimi de kapsayacak şekilde hızla konteyner okullar kurularak, eğitim ve öğretime başlanmalıdır.

• Depremzede vatandaşlarımızın bir bölümünün köylere yerleştiğini göz önüne alarak kırsal bölgelerde ve köylerde hızla konteyner okullar kurulmalı, yeterli sayıda öğretmen ataması yapılmalıdır. Taşımalı eğitimden vazgeçilmelidir. 

• Ayrıca deprem bölgesindeki her okula bir PDR (Psikolojik danışmanlık ve rehberlik) öğretmeni atanmalıdır. 

• Depremzede öğretmenlerden talep edenlere tayin hakkı verilmeli, bölgeye hızla öğretmen ataması yapılmalıdır.

• Gönüllü olarak deprem bölgesinde görev yapmak isteyen öğretmenler ve rehber öğretmenler de bu bölgelerde görevlendirilmelidir.

• Gönüllü olmaları durumunda, atanmayan öğretmenlerin ilk atamaları deprem bölgesine yapılmalıdır.

• Deprem bölgesinde görev yapmak için özendirici bir önlem olarak, mevcut öğretmen maaşlarının 1,5 katı ödeme yapılmalıdır. 

• Deprem bölgesindeki görev yapan öğretmenler için sağlıklı yaşama koşulları oluşturulmalıdır. 

• Deprem bölgesinde LGS’ye girecek olan öğrencilerin sınava hazırlanamadığı gerçeğinden hareketle bu dönem için “Ortaöğretim Başarı Puanı” esas alınarak istediği okullara yerleştirilmelidir. Ayrıca bu öğrencilere seneye de sınava girme hakkı tanınarak yatay geçiş hakkı verilmelidir. 

• Deprem bölgesinde YKS’ye girip üniversitede bir bölüme yerleşen öğrencilerden, seneye de YKS’ye girmeleri halinde, bir defaya mahsus olmak üzere puan kesintisi yapılmamalıdır. 

• Depremzede öğrencilerin LGS ve YKS’ye hazırlık yapmaları için dershane, internet, bilgisayar, tablet, teknik destek, çeşitli araç gereç vd. hizmetler çok acil verilmeli, tüm masraflar da devlet tarafından karşılanmalıdır. 

• Deprem bölgesinde kalan ve başka illere giden tüm depremzede öğrencilerin eğitim öğretimlerine ilişkin ihtiyaç ve tüm hizmetler devlet tarafından ücretsiz karşılanmalıdır.

• Deprem bölgesinde öncelikli eğitim sorunlarından biri de okul öncesi eğitim sorunudur. Basına da yansıdığı gibi okul öncesi çocuklar cemaat ve tarikatlar tarafından çadır ve çeşitli evlerde tutulmaktadır. Deprem bölgesindeki okul öncesi çocuklar için hızla bakım evleri,  kreşler açılmalı; okul öncesi eğitime hızla geçilmelidir. Tüm Türkiye’de olduğu gibi, deprem bölgesinde de okul öncesi çocukların eğitimi Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yapılmalıdır. Bu görev çeşitli dernek, vakıf, cemaat, tarikat vd. kurum ve kuruluşlara bırakılmamalıdır. 

Yıldırım KAYA

CHP Ankara Milletvekili